Yemen dosyasında dikkat çeken yeni kırılma, Husilerin hedef listesini açık biçimde ayırmaya başlaması oldu. Husi yetkili Muhammed el-Buhayti, ABD’ye ait gemilerin hedef alınmayacağını söylerken Suudi Arabistan’ın yanında savaşa girecek ülkelere tehdit mesajı verdi.
Bu açıklama, Kızıldeniz ve Babülmendep hattındaki riskin azaldığı değil, daha seçici ve daha siyasi bir aşamaya geçtiği anlamına geliyor. Çünkü Husiler, Washington ile 2025’te sağlanan ateşkes çizgisini korurken Suudi Arabistan ve onun yanında yer alabilecek ülkelere karşı baskıyı artırabileceklerini gösteriyor.
Husiler Abd Gemilerini Neden Ayırıyor?
Husilerin son açıklamasındaki en kritik unsur, Amerikan gemilerine yönelik doğrudan tehdidin geri çekilmesi oldu. Husi tarafı, ABD ile Umman aracılığında sağlanan temaslar sonrası Amerikan hedeflerine yönelmeyecekleri mesajını verdi.
Bu yaklaşım, Yemen savaşında cepheleri daha da netleştiriyor. Husiler bir yandan Washington ile doğrudan çatışma alanını sınırlamaya çalışırken diğer yandan Suudi Arabistan eksenindeki askerî baskıyı büyütebilecek bir alan açıyor. Yani deniz güvenliği açısından risk ortadan kalkmıyor; sadece hedef kümesi yeniden tanımlanıyor.
Tehdit Hangi Ülkelere Yöneldi?
Husi cephesinin ikinci mesajı daha sertti. Suudi Arabistan’a Yemen’de askerî destek verecek ülkelerin hedef alınabileceği açık biçimde dile getirildi.
Bu uyarı, yalnızca bölge ülkelerini değil, Kızıldeniz güvenliği veya Körfez dengesi nedeniyle Riyad’a destek verebilecek daha geniş bir koalisyon ihtimalini de ilgilendiriyor. Husiler böylece savaşın çerçevesini yalnızca Yemen iç cephesiyle sınırlı tutmayacaklarını, dış destek veren aktörleri de denkleme katabileceklerini göstermiş oldu.
Babülmendep’te Yeni Risk Ne?
Açıklamanın ekonomi tarafındaki asıl ağırlığı Babülmendep Boğazı’nda ortaya çıkıyor. Husiler, Suudi bağlantılı hedefler ve belirli deniz trafiği üzerindeki baskıyı sürdürdükçe Kızıldeniz geçişlerinin güvenliği daha kırılgan hale geliyor.
Bu da yalnızca petrol sevkiyatını değil, Asya-Avrupa ticaret hattını, navlun maliyetlerini ve sigorta giderlerini etkileyebilecek yeni bir jeopolitik baskı yaratıyor. Hürmüz’de yaşanan daralma ve tanker rotalarındaki belirsizlikle birlikte düşünüldüğünde Babülmendep’teki yeni safha enerji ve lojistik piyasaları açısından ikinci bir baskı noktası oluşturuyor.
Gerilim Neden Yeniden Tırmandı?
Son açıklamanın arka planında Yemen savaşında son günlerde artan askerî hareketlilik bulunuyor. Suudi Arabistan bağlantılı operasyonlar, Sana’daki gelişmeler ve İran hattındaki gerilim, Husilerin yeniden daha sert pozisyon almasına yol açtı.
Bu nedenle açıklama tek başına diplomatik bir mesaj değil. Aynı zamanda sahadaki çatışmanın büyüyebileceğine, deniz hattındaki baskının sürebileceğine ve bölgesel aktörlerin daha net saf tutmaya zorlanabileceğine işaret ediyor. ABD’ye karşı daha temkinli, Suudi cephesine karşı ise daha sert bir çizgi öne çıkıyor.
Türkiye’yi Neden Ilgilendiriyor?
Babülmendep ve Kızıldeniz hattındaki her yeni gerilim, Türkiye’yi enerji, dış ticaret ve taşıma maliyetleri üzerinden ilgilendiriyor. Bu koridor, Asya’dan Avrupa’ya taşınan ürünler ile enerji sevkiyatının en kritik damarlarından biri olmaya devam ediyor.
Bölgede risk primi yükseldikçe navlun, sigorta ve teslimat süresi baskısı artabiliyor. Bu durum Türkiye’de akaryakıt fiyatlamasından ithalat maliyetlerine, ihracat zincirlerinden sanayi girdilerine kadar geniş bir alana yansıyabiliyor. Husilerin ABD gemilerini dışarıda bırakıp Suudi Arabistan’a destek verecek ülkeleri hedef tahtasına koyması da riski bitirmiyor; aksine daha seçici ama daha öngörülemez bir güvenlik tablosu yaratıyor.
French
Russian
German
English
Spain